EN HÜZÜNLÜ

EYLÜL 

 

Hüzünlüdür İstanbul, Eylül 1955’ten beri...

Kadim kentin destansı tarihinde, 6/7 Eylül 1955’te yaşanan büyük yıkım kuşkusuz çok özel bir yer tutar.

Acısı hep sürecek bu büyük altüst oluş, toplumsal olduğu kadar bireysel anlamda da derin kırılmalara yol açmıştır.

Tıpkı Suzan ve Yorgo’nun aşkında olduğu gibi.

Suzan ve “sevgili papazı”nın büyük dramını okurken,

kendinizi İstanbul dekorunda, tarihin içinde,

“soluksuz ve dipsiz” bir yolculuğa çıkmış bulacaksınız.

Bir yas, beş yıl süreyle her gün ve yirmi dört saat tutulur mu?

Suzan ve Yorgo’nun aşkı kadar büyükse, evet!

Roman “Söyledim ve ruhumu kurtardım!” diye başlıyor.

Çünkü, hepinizin merak ettiği önemli nedenleri var,

bu lafı ettiren.

EN HÜZÜNLÜ EYLÜL büyük bir aşkın olduğu kadar, büyük bir hesaplaşmanın da romanı.

Osman Balcıgil yeni romanı ELA GÖZLÜ PARS: CELİLE'de Nazım Hikmet ile ilgili bilinmeyen pek çok konuyu gün yüzüne çıkarıyor.

HÜRRİYET

 

Osman Balcıgil YEŞİLMÜREKKEP'te kırk bir yaşında öldürülen Sabahattin Ali’nin son 20 yılına ışık tutuyor.

KARAR

                                      

Suat Derviş, Sabahattin Ali, Celile, Deniz Gezmiş gibi Türkiye tarihine damga vurmuş isimlerin biyografik romanlarını yazan Osman Balcıgil, bu kez de ilk Müslüman kadın oyuncu AFİFE JALE'nin romanını yazdı. 

SÖZCÜ

BİYOGRAFİK ROMANLAR


Osmanlı'nın en güzel kadınlarındandı. Saray ressamı Fausto Zonaro'nun rahleyi tedrisinden geçti. Paris ve Roma'da eğitim gördü. Adını resim sanatına altın harflerle yazdırdı. Padişah hafiyeleriyle, Balkan çetecileriyle, İttihat ve Terakkicilerle boğuştu... Korku nedir hiç bilmedi! Gönlünü kendinden dört yaş küçük olan Yahya Kemal'e kaptırdığında evliydi, iki çocuğu vardı. "Ela gözlü pars" diye şiirler yazdı ünlü şair onun için. Güzel kadın, hayatında ilk kez bulutların üzerinde uçtuğunu düşündü. Aşkı uğruna eşini, evini terk etti! Maalesef, onu taşıyabilecek büyüklükte bir yüreğe sahip değildi şair. Onu yarı yolda bıraktı, sıvışıp kaçtı. Çok üzüldü, kahroldu ama yıkılmadı ela gözlü pars. Aynı çocuk iki kere doğurulabilir mi? Doğurdu Celile! Oğlu Nâzım Hikmet yirmi sekiz yıllık hapis cezasının on ikinci yılında ölüm orucuna başlayınca, bir panter gibi ileri atıldı ve büyük şairi, ölümün kıyısından çekip aldı.

Sabahattin Ali, Bulgaristan'a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini, adı ölüm olan o dipsiz kuyuya bıraktı.
"Kuyucaklı Yusuf", "İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna", bir dolu öykü ve çoğu şarkı olacak şiirler yazamayacaktı artık. Devlet eliyle öldürülecek, "Ankara" isimli yeni romanı da yarım kalacaktı. Başkentte devletin acımasız çarklarının nasıl döndüğünü, siyasilerin ve bürokratların kirli ellerinin nerelere uzanabildiğini yazacaktı mümkün olsa .Yazamadı.
Başına indirilen bir odun parçasıyla, kanlar içinde yığıldı yere. Yeşil mürekkepli dolmakalemi düştü cebinden. Çantasından, yeni romanının sayfaları savruldu etrafa. Yazıları yetim kalmıştı. Biricik kızı Filiz de öyle. Gözleri bir daha açılmamak üzere kapanırken, cüzdanında güzel Aliye'nin fotoğrafları da ağlıyordu.

 

Suat Derviş, hayata ağzında altın kaşıkla merhaba dedi.

Son nefesini yoksulluk içinde verirken, üzerinde saraylı annesinin hediyesi ipek sabahlık örtülüydü.

Ülkesi için en iyiyi isteyen aydınların gördüğü eziyetten nasibini fazlasıyla aldı.

Bu yolda, doğurmak üzere olduğu oğlunu kaybetti.

Onlarca kez sinemaya ve sahneye uyarlanan FOSFORLU CEVRİYE isimli romanında, “hayatının aşkı”nı betimledi.

Bu eseriyle sadece kendi ülkesinde değil, pek çok ülkede de gönülleri fethetti.

Almanya’da Suzet Doli ismiyle Almanların, Fransa’da Suat Derwish adıyla Fransızların kalbini çaldı.

Yaşadığı dönemin kuşkusuz en iyi gazetecisi ve en çok okunan romancısı olan Suat Derviş’in soluk kesen dramını, İPEK SABAHLIK’ta sevinerek, gıpta ederek, şaşırarak, acı çekerek okuyacaksınız.

 

Osmanlı’nın ilk Müslüman kadın oyuncusuydu Afife Jale. Babasından Şeyhülislam’a, Dahiliye Nazırı’ndan Şehremini’ne kadar kimler uğraşmadı ki onunla, yılmadı.

Teyzesinin oğlu çok âşıktı güzel kıza. O da seviyordu dünya yakışıklısı delikanlıyı. Aralarına önce sahne, sonra Afife’nin “beyninde taşıdığı hançer” girdi.

“Bir Bahar Akşamı” ikinci aşkı Selahattin’e (Pınar) rastladı Afife. Büyük bir aşkla sarıldı ünlü sanatçı güzel Afife’ye.

Paşa dedesinin de tutkusu olan tiyatroya beşikten mezara ve ölümüne bağlı kaldı Afife. Son nefesini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde verirken, “gözlere yıldız tozu serpmeyi” sürdürüyordu kuşkusuz.

tıklayın. Çok kolay.

DÖNEM ROMANLARI

İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudiler, Ermeniler, milliyetçiler, komünistler, şeriatçılar ne yaptı? YHer köşesinde karışık adamların cirit attığı,adım başı suikast girişiminde bulunulan, savaşın korkutucu soluğunu ensesinde hisseden Türkiye... Diplomat, sığınmacı, aydın, bilimadamı,casus, işadamı ve politikacılarla ustaca dans eden casusluk örgütü:

TERS KANATLI ŞAHİN

İnsanlığın bütün hallerine dair” büyük bir roman:

 PUTLAR YIKILIRKEN 

Tarihin en büyük “put yıkıcı”larından Nâzım Hikmet, kendisiyle yüzleşirken aslında epey mahcup!

İkinci Dünya Savaşı'nın acımasızlığı; düşüncesi, sözü ve eylemi olanları alabildiğine ezecektir.

Özellikle Nâzım ve peşi sıra savrulan iki güzel çocuğu. ve öğrencileri neyin peşindeydi?

TAKİP 

  • Instagram
  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon

© 2023 by Samanta Jones. Proudly created with Wix.com